Trump'ın emisyonlarla ilgili kararı denizcilik sektörü için bir seçenek değildir

20.06.2017

​Donald Trump'ın Paris İklim Anlaşması'ndan çekilme kararından sonra, IMO'nun ve denizcilik sektörünün sera gazı emisyonları hakkında bir an önce ortak bir zeminde buluşması gerekiyor

 

Başkan Donald Trump ABD'nin Paris İklim Anlaşması'ndan çekileceğini açıkladıktan sonra birçok ülke ve hükümetleri bu karara tepkili yaklaştı. Hatta ülkeler çok sayıda bilim insanına göre küresel ısınmanın en önemli sebeplerinden olan sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha sıkı bir çalışma programı yürüteceklerini söylüyor.

Kaldı ki, New York ve Kaliforniya'daki siyasetçiler dahi düşük karbona geçiş planlarını aksatmadan uygulamaya devam edeceklerini açıkladı.

Uluslararası Deniz Ticaret Odası (ICS)'nın politikalardan sorumlu direktörü Simon Bennett, gemilerden kaynaklı karbondioksit emisyonlarını azaltmak için sektör olarak verilen sözlerin Trump'ın kararından etkilenmeyeceğini ifade etti. ICS Başkanı Esben Poulsson ise sektörün göstereceği en ufak bir tereddüdün bile "durumun kontrolden çıkması" riski taşıdığını söyledi. Bunları duymak sevindirici bir gelişme.

Başkan ayrıca IMO'nun CO2 stratejisinde bir an önce daha açık hedeflerin belirlenmemesi durumunda Avrupa Birliği gibi yasa düzenleyici örgütlerin kendi kural ve yasalarıyla hareket etmesinin yaratacağı tehlikeye de dikkat çekiyor.

Bu nedenle, "IMO Gemilerden Kaynaklı Sera Gazı Emisyonlarının Azaltılması için Oturumlar-arası Çalışma Grubu"nun 26 Haziran günü IMO'nun Londra'daki merkezinde bir araya gelerek görüşmelere başlaması daha fazla önem kazanmış durumda.

 

TEMİZ TEKNOLOJİLERE YETERİNCE AĞIRLIK VERİLMİYOR

 

Çeşitli sektörlerin ilerleme hızları üzerine yayımlanan bir raporda, IMO'nun enerji verimliliği standartları ile sülfür içeriği hakkındaki çalışmalarından bahsediliyor fakat belirlenen politikaların yeterince yaygınlaştırılmamasının temiz teknolojilerin gelişme hızını yavaşlattığı ve bir an önce daha iddialı politikaların benimsenmesi gerektiği bildiriliyor.

Denizcilik sektörünün CO2 emisyonlarını azaltmak için (hava yastıkları, karina kaplaması, ters dönüşlü pervaneler ve atık ısı geri kazanımı gibi konularda) ciddi potansiyel taşıdığı mevcut gözlemler arasında. Ayrıca LNG yakıt kullanılması için teşvikler ya da Norveç'te hidrojenle çalışan ilk feribotun inşa edildiği HYBRIDskip gibi öncü projeler de söz konusu.

Öte yandan, University College London'ın dikkat çektiği üzere denizcilik sektörü, enerji verimliliği teknolojisiyle ilgili ölçümler için halen bağımsız, şeffaf ve doğrulanabilir bir yöntem belirlemedi.

IMO, 2023'te uygulamaya hazır duruma getireceği CO2 stratejisi için 2018 itibariyle bir taslak plan sunacağını duyurdu. Sektörün Paris Anlaşması'yla belirlenen genel hedeflere ulaşması ve 21. yüzyılın ikinci yarısında sıfır karbonlu olması, emisyonların 2025'te en yüksek seviyeye ulaştıktan sonra 2050 itibariyle bu seviyeleri yarı yarıya azaltmasına bağlı.

Norveç merkezli Marintek'te yapılan çalışmalara göre, gemilerden kaynaklı sera gazı emisyonlarını 2050'ye kadar %75 oranında azaltmak mümkün.

Denizcilik sektörü iklim değişikliğiyle mücadele etmek için elinden geleni yapmalı ve gerektiğinde kendisini eleştirebilmeli. Trump'ın düşünceleri veya kararları ne olursa olsun, "ağırdan almak" CO2 emisyonlarını azaltmak için bir seçenek değildir.

 

Kaynak: 9 Haziran 2017 tarihli TradeWinds Gazetesi'nden Terry Macalister'ın yazısı. (Özet çeviri yapılmıştır.)


Detaylı Bilgi

Okyanuslar için verilen 5 tehlike alarmı

13.06.2017

Denizler gezegenimizin üçte ikisini kaplıyor ve bize gıda, enerji ve daha birçok nimet sunuyor. Ancak bu muhteşem su altı dünyası tehlike altında. Peki en büyük tehditler hangileri?

Vahşi dalgalarla sörf, yelkenli ile bir mavi yolculuk ya da kumsalda bir gezinti... İnsanlar denizi seviyor ve ondan çeşitli biçimlerde yararlanıyor ama bu nimetlere minnettar bir biçimde karşılık verildiğini söylemek çok güç. DW'den Brigitte Osterath deniz ve okyanusların karşı karşıya olduğu beş büyük tehdidi derledi.

1. Aşırı avlanma

Balık ve diğer deniz ürünleri sağlıklı gıdalar arasında sayılıyor ve dünya çapında çok sayıda insan proteini bol bu gıda maddeleri ile besleniyor. Eskiden denizden sadece doğanın verebildiği oranda ürün çıkartılırdı. Ama artık bu denge ortadan kalkmış durumda.

BM'e bağlı Gıda ve Tarım Örgütü'nün (FAO) verilerine göre, 2015 yılında denizlerden 81 milyon tonun üzerinde balık ve diğer deniz ürünleri çıkartıldı. Bu oran  2014 yılına kıyasla yüzde 1,7'lik bir artış anlamına geliyor. Bu rakamlar, dünyadaki balık ve diğer deniz ürünleri stokunun üçte birinin şu an tükenmiş ve yarısının ise sınıra dayanmış olduğunu gözler önüne seriyor.

2015'te dünyanın  en çok balık avlayan  ulusları arasında  Çin, Endonezya ve ABD bulunuyor. Çoğu sanayi ülkesi olan 23 ülke, küresel çapta avlanan balık ve diğer deniz ürünlerinin yüzde 80'inden sorumlu.

Uzunca bir süre balık çiftliklerindeki üretimin sorunu çözeceğinden yola çıkılmıştı. Ancak bu çiftliklerin mevcut durumu daha da dramatik hale getirdiği ortaya çıktı. Birinci sorun denizlerdeki büyük çiftliklerde balık üretimi için büyük oranda balık ve diğer deniz ürünlerinden oluşan yemlerin kullanılması. İkinci sorun ise balık çiftliklerinin etraflarındaki alanları balık dışkıları ve ilaçlarla kirletmeleri. Ayrıca balık hastalıklarının buralarda daha kolay yayılması.

Balık avlanma kotalarına titiz bir biçimde uyulması ve genel olarak çok daha iyi bir balıkçılık yönetimi bu soruna çözüm olabilir. Balık stokları, bir süre avlanma yasağı uygulandığında kendini yenileyebiliyor. Ancak bu genelde mümkün olmuyor. Ayrıca aşırı derecede balık ve deniz ürünlerini tüketmemek ve nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıya olan türleri satın almamak da dikkat edilmesi gereken diğer unsurlar.

2. Denizlerde "ekşime"

Dünya çapında sanayileşme ile birlikte karbondioksit salınımı büyük oranda arttı.  Buna rağmen atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu sadece yüzde 40 oranında yükseldi. Çünkü denizler karbondioksiti emiyor, gaz denizde çözülüyor. Böylece denizler iklim değişimini yavaşlatıyor, ancak bunun bir bedeli var. Karbondioksit suda eridiğinde, suya karbonik asit geçiyor, su ekşileşiyor ve pH değeri düşüyor. 1870 yılında deniz suyunun pH değeri 8,2 iken şimdi 8,1 olarak saptanıyor. 2100 yılında ise denizlerdeki pH değerinin yüzde 7,7'ye düşmesi bekleniyor.

İlk bakışta bu değerlerdeki düşüş çok az gibi gelebilir. Ama bu rakamlar deniz suyundaki asidin yüzde 150 oranında artacağını gösteriyor. Çok sayıda deniz hayvanı, özellikle yumuşak ve omurgasız hayvanlar bu durumda çoğalamayacak ve bir süre sonra nesilleri tükenecek.

2005 yılında ABD'nin Kaliforniya kıyılarındaki istiridye çiftliklerinde bu durumun ilk belirtileri ortaya çıkmıştı. Deniz suyu istiridye larvaları için çok ekşi hale gelmişti. Larvalar ölünce, bu alandaki sanayi kolu da yok oldu. Okyanusların ekşimesinin önlenmesi için karbondioksit salınımlarının azaltılması gerekiyor; hem de bir an önce.

3. Sıcak ve ağarmış bir gelecek       

Denizler sadece karbondioksit değil ısı da depoluyor. İnsan eliyle ortaya çıkan karbondioksit salınımları ısınmaya sebep oluyor ve denizler bu ısının yüzde 93'ünü depoluyor. Bu da zorunlu olarak deniz sularının ısınması anlamına geliyor.

1900 ile 2008 yılları arasında deniz yüzeyi sıcaklığı küresel çapta 0,62 °C yükseldi. Hatta Çin denizi gibi bazı bölgelerde bu oran 2,1 °C'ye kadar çıktı. Bu da su altında yaşayan mercanlar gibi birçok organizamanın hayatını tehlikeye atıyor.

Mercanların içinde fotosentez yapan, çok renkli yosunlar bulunuyor. Ancak deniz suyu fazla ısınınca mercanlar bu yosunları üzerlerinden atıyor ve aç kalıyorlar. Bu sürece mercan ağarması (beyazlaması) adı veriliyor. Avustralya kıyılarındaki Büyük Mercan Resifi'nde (Great Barrier Reef) bulunan mercanların üçte biri şimdiden ağarmış durumda. Sadece karbondioksit salınımlarının azaltılmasıyla deniz suyu sıcaklığının artmasının önüne geçilebilir.

4. Çöp yığınları

Dünya denizleri uzunca bir süre denize açılanların, dev yolcu gemilerinin ve kıyı kentlerinin çöplüğü konumundaydı. Şimdilerde bilinç artışı olsa da okyanuslarda hâlâ büyük miktarlarda çöp toplanıyor. Okyanuslarda akıntıların bir araya getirdiği beş büyük çöp yığını bulunmakta. Milyonlarca plastik parçayı bir araya toplayan bu yığınların 700 bin ile 15 milyon kilometrekareyi kapladığı tahmin ediliyor.

Ancak denizlere düşen çöpün yüzde 99'u bu yığınlara ulaşmıyor. Onlar ise kıyıya vuruyor ve deniz kuşları ve kaplumbağaları gibi canlıların hayatını tehlikeye sokuyor.

Ayrıca kitlesel hayvan üretimi yapan çiftliklerden denizlere nitrat ve fosfat karışıyor. Bunlar denizde yosunların oluşmasına yol açıyor. Yosunlar daha sonra ölüyor ve bakteriler tarafından eritiliyor. Bu süreçte deniz suyunda oksijen oranı o derece azalıyor ki, bu "ölüm bölgelerinde" hiçbir şey yetişmiyor. 

Denizlere sanayi atık suları ve bunlarla birlikte tehlikeli kimyasal maddeler, kurşun, civa gibi metaller, giderilmesi zor organik zararlı maddeler de karışıyor. Bunlar balinaların, köpek balıklarının ve diğer deniz hayvanlarının yağ tabakalarına ve sonuçta gıda maddeleri zincirine yerleşmiş oluyor.

5. Deniz altındaki hazine

Deniz altındaki doğal madenlere asıl hücum ise henüz başlamamış durumda. Demir ve mangan hidroksit içeren ve deniz tabanında bulunan mangan madenleri henüz çıkarılmayı bekliyor. Bunlar özellikle paslanmaz çelik üretimine yönelik metal alaşımlarda kullanılıyor. Tahminlere göre denizlerde karada bulunandan çok daha fazla miktarda, 7 milyar ton hacminde mangan bulunuyor. Ancak denizlerin dibindeki bu hazine manganez yumruları aynı zamanda su altındaki biyolojik çeşitliliğin buluşma noktası. En son geçen yıl bilim insanları bu tarz bir oluşum içerisinde adını Casper koydukları yeni bir ahtapot türü keşfetmişlerdi. O nedenle denizlerde maden arama faaliyeti hassas ekolojik dengeleri tehlikeye düşürebilir. Bu tür faaliyetlerin şimdiden genel olarak yasaklanması ya da en azından sıkı kurallara bağlanması büyük felaketleri önleyebilir.

Kaynak: Deutsche Welle 


Detaylı Bilgi

Ticaretin geleceği: Çevre dostu gemiler

07.06.2017

Nehir taşımacılığı herhangi bir aciliyet teşkil etmeyen malların taşımacılığında kullanılır. Peki gemi motorlarının karbondioksit emisyonları nasıl azaltılır?

Genel olarak, hemen hemen aynı iş için kullanılan kargo gemileri, kamyonlardan daha az sera gazı emisyonu yayar. Fakat karayolu taşımacılığının da günden güne modernize olduğu bir toplumda beklenti de giderek artıyor. Tuna Nehri üzerinde yaklaşık 500 gemisi faaliyet gösteren Navrom şirketi durumun önemini anlayarak nehir taşımacılığı hakkında yapılan bir Avrupa Birliği araştırma projesine katıldı.

Navrom Ticari İşler Başkanı Tiganus Catalin: "Bu modernleşmeyi yapmak zorundayız. Aksi takdirde piyasada tutunamayız. Gemilerimiz hava kirliliği, gürültü, azot asitler üzerine olan tüm yeni Avrupa Birliği yönetmeliklerine uymak zorunda. "

Günden güne daha sıkı hale gelen yönetmelikler dünya genelinde iklim değişikliğiyle mücadelenin ve yerel halkın daha iyi bir hava kalitesi için vermiş olduğu savaşın boyutunu ortaya koyuyor.

Gemi emisyonları dizel kamyonların egzozlarıyla aynı uygulamaya tabii tutuluyor. Fakat karayolu araçlarından daha fazla çeşidi bulunan gemi filosunun modernize edilmesi daha zor ve zaman alan bir süreç.

Jaap Gebraad, PROMINENT Proje Koordinatörü: "İç limanlara baktığınızda aynı tipte en fazla 2-3 tekne görebilirsiniz. Bu nedenle gemi sektörü içerisinde bu çalışmaların yürütülmesi çok zor, ve biz de bunu kolaylaştırmak istiyoruz. Sanayiye destek verip kirletici emisyonları azaltarak tüm gemilere uygulanabilecek şekilde modernleştirme sürecini standardize etmeyi amaçlıyoruz."

Bir geminin motoru en az 40 yıl çalışabilmesi için tasarlandığından motorları yenilemek söz konusu bile olamıyor. Gaz emisyonlarını azaltmanın, hidrokarbonları ve toz parçacıklarını gidermenin en iyi yollarından biri egzozları filtrelemek.

Sebastiaan Creten, Multronic Geliştirme Mühendisi: "Amaç standart filtre ve standart katalizörleri kullanarak her şeyi standarda oturtmak. Maliyeti en az yüzde 30 azaltmayı hedefliyoruz. Bu ürün piyasaya sürülür sürülmez hedefimize ulaşacağımızı düşünüyoruz. Bunun yanı sıra kurulum aşamasındaysa, tüm gemilere yeni sistemin kurulması büyük bir maliyet getirecek. İyileştirilmesi gereken çok alan var."

Gemileri daha çevreci ve kullanımlarını daha ucuz hale getirmenin bir başka yolu da daha az yakıt kullanmaktan geçiyor. Araştırmacılar bu hidrografik sensörleri gemileri daha fazla nasıl enerji konusunda verimli hale getirebilmelerini araştırmak için kullanıyorlar.

Blagoci Sergiu, NAVROM Elektronik Mühendisi: "Bu alet iki sensörden oluşuyor: Biri geminin suya göre hızını diğeri ise derinliği ölçüyor. Önce kablolu bağlantı ardından wifi ile gönderilen veriler sayısal dile çevrildikten sonra kablosuz bağlantıyla merkezi Belçika'da bulunan sunucuya gönderiliyor."

Tuna Nehri'nden 10 ve Ren Nehri'nden 2 geminin katıldığı deneyde elde edilen veriler tek bir veri tabanında toplandı. Veri analizleri sonucunda bazı güzergahlarda gemi hızının nasıl optimize edileceği ve nehir yatağının nasıl geliştiğine ilişkin bilgiler elde edilecek.

Róbert Rafael, Pro Danube Management GmbH Ekonomist: "Taşımacılık maliyetlerinin yaklaşık yüzde 30'u yakıt masraflarına gittiğinden, enerji tasarrufu konusu endüstri yatırımcılarını yakından ilgilendiriyor. Bunun yanı sıra çevreye saygılı olma konusunda yakıt verimliliğinden geçen tasarruf planları hem çevreye hem şirketin ekonomisine katkı sağlıyor."

Araştırmacılar, daha çevreci teknelerin ve daha ucuz gemilerin kamyonlara alternatif olmasını ve bu şekilde trafik yoğunluğunun azaltılarak hava kirliliğinin önlenmesini umut ediyor.

Kaynak: Euronews


Detaylı Bilgi

Dalgalarla gelen çevreci enerji Kuzey İrlanda’da deneniyor

06.06.2017

Kuzey İrlanda'daki Strangford Lough 150 kilometre kareyi kapsıyor. Gelgitler saniyede 1.4 metre ortalama hızla 4 metreye kadar yükseliyor. Gelgitlerden enerji üretmeyi başaran araştırmacılar, prototiplerini test etmek için Strangford Limanı'nı uygun buldu. Plan yılda 1.6 GWh (gigawatts saat) kadar elektrik üretecek şekilde tasarlanmış 12 metre genişliğindeki çok uçlu uçurtmalar inşa etmek.

Minesto Çalışanı Heije Westberg uçurtmanın yapısından şu sözlerle bahsetti: "Bu deniz tabanına bağlı bir uçurtma. Uçurtmanın itici gücü ise dalgalar. Kanatlar uçurtmanın ilerlemesini sağlıyor ve bu yolla hızlanıyor. Türbinler dönüyor ve döndükçe elektrik üretiliyor."

Uçurtmada birçok sensör ve iletişim aygıtı bulunuyor. Bilim insanları bu Avrupa Araştırma Projesini en iyi tasarım ve enerji üretiminde en etkili yol olarak tanımlıyorlar.

Mühendis Neil Laughlin ise: "Su yoğunluğuna göre hız değişiyor ve bu oranları elektrik üretimini olduğu gibi kayda alabiliyoruz. Uçurtmaya farklı alanlarda ve yoğunluklarda ilerlemesini salık verebiliyoruz. En hızlı ve rahat nereden gidecekse oraya yönlendiriyoruz" sözleriyle uçurtmanın esnek yapısından bahsetti.

Hafif ancak esnek malzemelerle donatılmış tam hidrodinamik bir tasarıma sahip uçurtma, su altındaki farklı hızlarda gelgit akışlarıyla, iyi bir uyum içinde uçuyor. Testler fok balıklarıyla dolu, korunan bir alanda gerçekleşiyor. Bilim insanları, uçurtma ile nasıl etkileşim kurduğunu daha iyi anlamak amacıyla deniz canlılarının geçişini izlemek için bir sonar platform inşa etiler.

Münesto Mühendislerinden Nancy Cecilia çalışmalarını anlatıyor: "Şu an sistemin yazılımını geliştiriyoruz. Nesneleri açıkça ayırmamız gerekir. Deniz canlılarının neyle gelgit tarafından sürüklenip uzaklaşılacağını nesnel olarak ayırmamız gerekiyor."

12 metrelik su altı uçurtması yakın zamanda Galler'de denenecek.

Kaynak: Euronews


Detaylı Bilgi

Dünya Çevre Günü kutlu olsun!

05.06.2017

​1972 yılında İsveç'in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı'nda alınan bir kararla, 5 Haziran günü "Dünya Çevre Günü" olarak kabul edilmiştir. O tarihten bu yana, çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek, doğayı korumada duyarlılık yaratmak, halkın katılımını geliştirmek ve politik ilgiyi arttırmak üzere dünya genelinde çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.


Detaylı Bilgi

Trump: ABD, Paris İklim Anlaşması’ndan imzasını çekiyor

02.06.2017

ABD Başkanı Donald Trump, ABD'nin Paris İklim Anlaşması'ndan imzasını çektiğini duyurdu.

Trump, anlaşmanın ABD'nin "dezavantajına olduğunu, diğer ülkelere ABD'ye karşı ekonomik avantaj sağladığını" söyledi.

ABD'nin yeni "daha adil bir anlaşma arayışında olacağını" ifade eden ABD Başkanı "Bugünden itibaren anlaşmaya uymaya son veriyoruz" dedi.

Anlaşma, fosil yakıtlarının kullanımının kısaltılması ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasıyla, küresel sıcaklık artışının 1,5 ila 2 derecede kalması için ülkelerin çaba göstermesini öngörüyor.

Trump, seçim kampanyası süresince ABD Başkanı olduktan sonra 100 gün içinde ülkenin kömür endüstrisini geliştirmek adına anlaşmadan çekileceği vaadinde bulunmuştu.

Beyaz Saray'da açıklama yapan Trump, anlaşmadan çekilmesinin ülkenin petrol ve kömür endüstrisine yardımcı olacağını savunuyor.

Anlaşma için "hiç adil değil" diyen Trump, yeni kömür madenleri açılacağını, Batı Virginia ve Pensilvanya'da planlamaya başladıklarını söyledi.

Paris İklim Anlaşması'yla çok sayıda ABD'linin işlerini kaybedeceğini belirten Trump "Bizim ihtiyacımız olan bu değil. Kömür madencilerini çok seviyorum" dedi.

Muhalifler, bu kararla beraber ABD'nin müttefikleriyle arasının açılacağı görüşünde.

Kaynak: http://www.bbc.com/turkce/


Detaylı Bilgi

İzmir Büyükşehir Belediyesi, çatılarını güneş santrallerine çevirmeye devam ediyor

01.06.2017

İzmir Büyükşehir Belediyesi, çevreci gemiler ve tramvay, metro, banliyö gibi raylı sistem projeleriyle başlattığı karbon salımını düşürme yönündeki adımlara, şimdi de Bayraklı Ekrem Akurgal Yaşam Parkı'ndaki spor salonu ve otopark alanlarının çatılarını güneş enerjisi tesisine çevirerek devam ediyor.

Parkın elektrik ihtiyacının tamamı ile Havagazı Fabrikası'ndaki enerji ihtiyacının yüzde 40'ını karşılayacak fotovoltaik güç sistemi ile engelli ve elektrikli binek araç şarj istasyonları da çalıştırılacak.

"İzmir Büyükşehir Belediyesi Güneş Enerjisi Sistemi- İBB GES" olarak adlandırılan proje, güneşten yılda yaklaşık 275 bin kWh elektrik enerjisi elde edecek. Sistem sayesinde Yaşam Parkı'nın yıllık ortalama 90 bin kWh enerji ihtiyacı ile Alsancak Tarihi Havagazı Fabrikası Kültür Merkezi'ne ait yıllık ortalama 485 bin kWh tüketimin yüzde 40'ı karşılanacak.

Sistemde 336 adedi otopark ve 380 adedi çatı üstüne montajlı olmak üzere toplam 716 adet 260 W gücünde panel ile 6 adet 30kVA gücünde çevirici kullanılıyor. Güneşten üretilecek yenilenebilir enerji sayesinde yılda 125 bin kilogram karbondioksit salımı azaltılmış olacak.

Kurulan sistemde engelli araç şarj istasyonu ve 2 adet aracı aynı anda şarj edebilecek elektrikli binek araç şarj istasyonu da yerleşke ziyaretçilerine ücretsiz hizmet verecek. Tesis, aynı zamanda yerleşke içerisinde faaliyet gösteren Meslek Fabrikası'nın fotovoltaik sistemlerle ilgili teknik kurslar için uygulama alanı olarak hizmet verecek.

İzmir Belediyesi daha önce de  ESHOT'un Buca'daki atölye binalarının çatılarında toplam 10 bin m2'lik alanda güneş enerjisi santrali kurmaya başlamıştı. 3 bin 680 adet fotovoltaik panelden oluşan güneş enerjisi santrali, yıllık yaklaşık 1.38 MW elektrik enerjisi üreterek çevre dostu tam elektrikli otobüslerin şarj edilmesinde kullanılacak. Böylelikle yıllık 5 bin tonluk karbon salımının önüne geçilecek.

Kaynak: www.yesilist.com


Detaylı Bilgi

Küresel ısınma yüzünden şehirlerde ortalama sıcaklık 8°C artacak

01.06.2017

1.692 şehrin son 65 yıllık sıcaklık değişimini inceleyen uzmanlar, küresel ısınma ve betonlaşma ile beraber 2100 yılında şehirlerdeki ortalama sıcaklığın 8°C artacağını öne sürüyor.

Böyle bir sıcaklık artışının şehirde yaşayanlar için çok büyük etkileri var. Artacak sıcaklıklar yüzünden şehirde yaşayanların sağlığı kötü şekilde etkilenip, çalışma koşullarını zorlaştırabilir ve zaten kısıtlı olan su gibi kaynaklara şehirlerden ulaşmayı zorlaştırabilir.

Bu analiz iklim değişikliğine yol açan sera gazlarının bu yüzyıl içerisinde giderek artmasını baz alan en kötü senaryoya göre düzenlendi. Bu senaryoya göre şehirlerde kaynaklanacak sıcaklık artışının %70'i küresel ısınmadan kaynaklanıyor. Geriye kalan ısınmanın diğer kaynağı ise "Kentsel Isı Adası" etkisinden kaynaklanıyor.

"Kentsel Isı Adası" etkisi şehirlerde bulunan park, göl ve diğer ısı tutan doğal alanların yok edilmesi ve yerine asfalt ve beton konulması yüzünden ortaya çıkıyor. Bu etki şehirleri etrafındaki diğer alanlardan çok daha sıcak yapıyor.

Hollanda Çevre Bilimleri Araştırma Merkezi'nden araştırmaya liderlik yapan Francisco Estrada nüfusun en fazla bulunduğu şehirlerde bu iki etki yüzünden 8 dereceden de daha fazla artış görülebileceğini belirtiyor.

Türkiye'den de 26 şehri inceleyen araştırma, sıcaklık artışlarının şehirlerin bütçesini ne kadar etkileyeceğini bulmayı amaçlıyor. Bu araştırmaya göre sıcaklık artışları yüzünden şehirler 2050 yılına kadar ortalama olarak gayri safi yurt içi hasılalarının (GSYİH) %1.4 ile %1.7'sini, 2100 yılında ise GSYİH'larının %2.3 ile %5.6'sını kaybedebilir.

Estrada, özellikle Kentsel Isı Adası etkisinin giderek artan bir şekilde ısı artışına ve uzun dönemde ekonomik kayıplara yol açacağını belirtiyor. Şehirler her ne kadar dünyada %1'lik bir alan kaplasa da üretilen enerjinin %78'ini tüketiyor. Bu yüzden şehirler küresel karbondioksit salımının da %60'ına yol açmakta.

Kaynak: www.yesilist.com


Detaylı Bilgi

10.EIF Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı

31.05.2017

10.EIF Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı Dünya'da ve Türkiye'de enerji üretimine ilişkin çok çeşitli konuların tartışılacağı bir platformdur.

 Bu yıl Kuzey Batı Afrika ve Körfez ülkelerinden enerji yatırımcıları, 8-10 Kasım 2017 tarihleri arasında Congresium Ankara'da düzenlenecek 10. EIF Uluslararası Enerji Kongresi ve Fuarı EIF 2017'de buluşacak, fuar alanı yerli ve yabancı seçkin enerji şirketlerini ağırlayacaktır.

 

Detaylı bilgi için www.enerjikongresi.com adresini ziyaret edebilirsiniz

 

Kaynak: enerjikongresi.com


Detaylı Bilgi

Güncellenen IHO Standartları ve ECDIS'in Yeni Sürüme Geçişi

30.05.2017

​Önceki versiyonundan aşağıdaki önemli teknik farklılıkları içeren IEC 61174'ÜN 4. versiyonunun

Ağustos 2015'te yayınlanmasının ardından:

 

    - IHO yayınlarının güncel referansları ve test metotları için güncel IHO test veri setlerini

    - Radar ve AIS bilgilerinin gösterilmesi için gereklilik eklenmiştir

    - BNWAS, VDR, BAM, MSI, INS ve rota transferi için yeni ara yüz gereklilikleri eklenmiştir

    - Çapa takibi için gereklilik eklenmiştir

    - ECDIS'in Güney enlem 85 derece ile Kuzey enlem 85 derece arasındaki normal aralığın ötesinde çalışması için ek test yöntemleri belirtilmiştir

 

Uluslararası Hidrografi Örgütü (IHO)'nün ECDIS standartları buna göre güncellenmiştir. Geçiş için daha fazla zamana müsaade etmek adına, NCSR alt komitesi standardın eski versiyonunun 31 Ağustos 2017'e kadar geçerli olmasına karar vermiştir.

 

MSC.1/Circ.1503'e göre; SOLAS'ın harita taşıma gerekliliğini sağlamak için ECDIS kullanıldığı durumda en son geçerli Uluslararası Hidrografi Örgütü (IHO) standartlarına uygun olarak korunmalıdır.

 

ECDIS güncellemeleri bazı Liman Devleti Denetçileri tarafından zorunlu olarak değerlendirilmektedir ve güncellemelerin uygun şekilde yapılmaması denetimleri sırasında bir eksiklik olarak kaydedilebilir.

Bu nedenle armatörlere/operatörlere 1 Eylül 2017'ye kadar güncellenmiş standartlara uyum için uygun zamanda ECDIS üreticisi ile irtibata geçilmesi önerilmektedir. ECDIS sistemlerinin uygunlukları, üretici tarafından yayınlanabilecek güncelleme raporuna dayanarak ilgili makamlar tarafından gemide doğrulanabilecektir.

 

Daha detaylı bilgi için:

 

Aslı YALDIZ ÖZTEKİN

Kıdemli Araştırma ve Kural Geliştirme Müh.

Deniz Sektörü

Tel : +90-216-5813805

Fax : +90-216-5813840

E-Mail: ayaldiz@turkloydu.org

Web: www.turkloydu.org

                 

Kaynak: TÜRK LOYDU


Detaylı Bilgi
12345678910...
İMEAK Deniz Ticaret Odası