• Anasayfa
  • |
  • DTO AB BÜLTENI ARALIK 2010

DTO AB BÜLTENI ARALIK 2010

AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi’nin Türkiye Kararları Avrupa Birliği (AB) ülkeleri dışişleri bakanlarını bir araya getiren AB Genel İşler Konseyi, AB devlet ve hükümet başkanlarının 16-17 Aralık tarihli zirvesi öncesinde Brüksel’de toplandı. Birliğin genişleme politikası başlığı altında Türkiye ile katılım müzakerelerini de ele alan Konsey, genel olarak Avrupa Komisyonu’nun 9 Kasım tarihli Türkiye İlerleme Raporu’ndaki tavsiyeleri benimsedi. Bu kapsamda, Konsey Sonuç Bildirgesi’nde Türkiye’ye ilişkin şu ifadelere yer verildi: -Anayasa reform paketi doğru yönde atılmış önemli bir adımdır. Uygulamanın Avrupa standartları ile paralel olması anahtardır. Gelecekteki anayasa değişiklikleri, tüm siyasi partilerin ve sivil toplumun katımlıyla, olabilecek en geniş istişare sonucu, zamanında ve diyalog ve uzlaşma ruhu içinde hazırlanmalıdır. -Silahlı kuvvetler üzerinde sivil denetim ve yargı reform stratejisinin uygulanması konularında bazı olumlu adımlar kaydedilmiş olmakla birlikte daha fazla ilerleme gereklidir. Mülkiyet hakları, sendikal haklar, azınlık hakları, kadın ve çocuk hakları, ayrımcılık ile mücadele ve cinsiyet hakları ve işkence ve kötü muamele ile mücadele konularının yanı sıra Kopenhag kriterlerinin tam olarak yerine getirilmesi için daha fazla çaba gerekmektedir. -Konsey, Türkiye topraklarında işlenen bütün terör faaliyetlerini şiddetle kınamaktadır. Demokratik açılımın devamının ve uygulanmasının beklenen sonuçları üretmeye başlamasını umut etmektedir. -Türkiye önemli bir bölgesel oyuncu olarak kendi geniş komşu bölgesinde, Orta Doğu, Batı Balkanlar, Afganistan, Pakistan ve Güney Kafkasların güvenliği konusunda daha aktif hale gelmiştir. Müzakere Çerçeve belgesi uyarınca, Konsey, Türkiye’nin dış politikasını, AB ile koordinasyon içinde tamamlayıcı bir şekilde geliştirmesini ve tedricen AB politika ve pozisyonları ile uyum göstermesini teşvik etmektedir. -Türkiye, iyi komşuluk ilişkilerine ve sorunların barışçıl çözümüne zarar verecek her türlü tehdit ve eylemden kaçınmalıdır. AB, tüm AB üye devletlerin, Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Konvansiyonu dahil, uluslararası hukuk ve AB müktesebatı uyarınca ikili anlaşmalar yapmasını da kapsayan egemenlik haklarını vurgular. -Konsey, tekrar eden çağrılara rağmen, Türkiye’nin, Ortaklık Anlaşması’nın EK Protokolü’nü tam ve ayrım gözetmeden uygulama yükümlülüğünü yerine getirmeyi reddetmeye devam etmesinden dolayı üzüntüsü dile getirir. Bu konuda ilerleme kaydedilmemesi durumunda Konsey 2006’da aldığı ve müzakerelerin geneli üzerinde etkisi olan önlemleri devam ettirecektir. Türkiye, Kıbrıs Cumhuriyeti ile ikili ilişkilerini normalleştirme yolunda herhangi bir ilerleme kaydetmemiştir. Gecikmeden ilerleme beklenmektedir. -Konsey, Kıbrıs meselesinin adil, kapsamlı ve uygulanabilir çözümünü amaçlayan devam eden görüşmelerin Türkiye tarafından aktif olarak desteklenmesini beklemektedir. -Müzakerelerin daha zor bir aşamaya gelmesinden hareketle, Türkiye, açılış kriterlerini ve Müzakere Çerçeve belgesinden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirerek ve AB’ye karşı akdi yükümlülüklere saygı göstererek müzakerelerin hızının arttırabilecektir. Rekabet Politikası faslı açılış kriterlerinin yerine getirilmesinde Türkiye iyi bir ilerleme kaydetmiştir. Tüm kriterlerin tamamlanması halinde Konsey, açılış çerçevesinde bu fasla geri dönecektir. Avrupa Parlamentosu taslak Türkiye Raporu’nu Açıkladı Avrupa Parlamentosu (AP) Dışişleri Komitesi, 9 Aralık 2010 tarihli toplantısında, Avrupa Komisyonu tarafından Kasım ayında açıklanan 2010 Türkiye İlerleme Raporu’na ilişkin tavsiye karar teklifini görüştü. Geçen yıl olduğu gibi Hıristiyan Demokrat Grubu’ndan AP Üyesi ve Türkiye Raportörü Ria Oomen-Ruijten tarafından hazırlanan rapor, Mart ayında AP Genel Kurulu’nda oylandıktan sonra AP’nin Türkiye hakkında tavsiye karar metni olarak AB kurumları ve üye devletleri ile paylaşılacak. Türkiye ve AB arasındaki üyelik müzakereleri çerçevesinde birçok konuya değinen raporda, Türkiye’de Eylül ayında gerçekleştirilen Anayasal reformlara ilişkin memnuniyet dile getirilirken, Türkiye’nin, özünde insan hakları ve temel özgürlüklerin korunduğu, tam çoğulcu bir demokrasiye dönüşmesini temin edecek kapsamlı bir anayasal değişiklik gereğinin altı çiziliyor. Bununla birlikte, siyasi partilerin kapatılmasına karşı düzenleme, seçim barajının %10 eşiğinin altına çekilmesi ve milletvekili dokunulmazlıklarının sınırlandırılması konularında Türkiye’de bugüne kadar bir ilerleme sağlanamamış olmasından duyulan üzüntü dile getiriliyor. Basın özgürlüğünün kötüleşmesi ve Türk medyasında artan otosansüre değinen rapor, basın özgürlüğü ve güçler ayrılığı çerçevesinde yargının önemini vurguluyor. Türkiye’nin yargı alanında yaptığı reformlar takdir edilirken, çoğulcu demokratik bir toplum işleyişinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının anahtar olduğu hatırlatılıyor. Hükümetin; dini haklar, azınlıkların korunması ve kültürel haklar konusunda sembolik ve iyi niyet girişimleri sevindirici olarak nitelendirilirken, demokratik açılıma yeni bir ivme kazandırılması ve muhalefetin süreci desteklemesi tavsiye ediliyor. Türkiye’de devam etmekte olan Ergenekon davasına ilişkin olarak ise AP, soruşturmanın Türk demokratik kurumlarının düzgün ve şeffaf işleyişini ve gücünü ortaya koyması gerektiği mesajını veriyor. AP, PKK ve diğer terör gruplarının Türkiye topraklarında devam ettirdiği terörist faaliyetleri kınarken terör ile mücadelede Türkiye’nin özellikle AB’nin terör ile mücadele koordinatörü, Europol ve üye devletler ile işbirliğini güçlendirmesini istiyor. Rapor çerçevesinde aynı zamanda Türkiye’nin henüz Ankara Antlaşması’nın Ek Protokolü’nü uygulamadığı belirtilirken, hükümetten anlaşmayı tam olarak uygulaması talep ediliyor. Kıbrıs meselesinin çözümü ve iki kesim arasında devam eden barış görüşmelerinde uygun ortamın yaratılması için Türkiye’nin güvenlik güçlerini adadan çekmeye başlaması tavsiye ediliyor. Göçe ilişkin AB ve Türkiye arasında geri kabul anlaşmasına ilişkin görüşmelerin tamamlanmasına ilişkin memnuniyet de AP Raporu’nda yer alıyor. İstanbul, 2012 Avrupa Spor Başkenti seçildi Avrupa ülkelerinin ortak kültürel mirasının paylaşılması ve kültürel çeşitliliğin yaşatılması amacı ile yürütülen Avrupa Kültür Başkentleri programında 2010 yılının Avrupa Kültür Başkenti seçilen İstanbul, 2012 yılı için ise Avrupa Spor Başkenti seçildi. Sporun, bireylerin fiziksel sağlığı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisi çerçevesinde, Avrupa Spor Başkenti ödülü, sağlıklı ve fiziksel egzersiz ile sağlık seviyesinin yükseltilmesi ve yerel yönetimlerin bu kapsamda gerekli altyapı ve ortamı teşvik etmesini destekliyor. Avrupa Spor Başkenti Seçim Komisyonu’nun İstanbul’u 2012 Avrupa Spor Başkenti ilan etmesinin adından ödül, 30 Kasım 2010 tarihinde Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen tören ile İstanbul’a verildi. İstanbul adına sertifikayı, Avrupa Spor Başkentleri Birliği Başkanı Gian Francesco Lupatelli’den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş aldı. Avrupa Birliği’nin merkezi Brüksel’de gerçekleşen törene Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve eski milli basketbolcu İbrahim Kutluay da katıldı. Aynı törende, 2011 Avrupa Spor Başkenti unvanını Dublin’den devralan Valencia, unvanı 2012’de İstanbul’a teslim edecek. Güney Kıbrıs Türkiye ile limanlar meselesinin çözümü için AB’den ortak eylemde bulunmasını istedi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erato Kozaku Markulli, Avrupa Birliği (AB) Ulaştırma Konseyi toplantısında, Türkiye’nin Güney Kıbrıs gemilerine uyguladığı limanlar ambargosunun kaldırılması için AB’ye ortak eyleme geçme çağrısında bulundu. Sadece Güney Kıbrıs bayraklı değil, adada kurulmuş Avrupalı ve uluslararası diğer gemicilik şirketlerine ait gemilerin de yasaktan ekonomik zarar gördüğünü belirten Markulli, Türkiye’nin 1996 yılından beri uyguladığı politikayı ‘keyfi ve ayrımcı kısıtlamalar’ olarak nitelendirdi. Güney Kıbrıs tarafından sunulan belgede, Türkiye'nin uyguladığı politikanın hem Rum Kesimi hem de Avrupa Birliği’nin deniz ulaşımı ve gemicilik sektörüne zarar verdiğinin altı çizildi. Açıklanan rakamlara göre; Güney Kıbrıs merkezli 2.800 gemi halihazırda Türkiye limanlarına kabul edilmiyor; bu uygulamanın Güney Kıbrıs’a maliyeti ise 138,5 milyon Euro olarak ifade ediliyor. Konsey su yolları taşımacılığına destek verdi 27 AB üye ülkesinin Ulaştırma Bakanlarının düzenlediği toplantıda, deniz ve nehir taşımacılık sistemlerinin AB lojistik zincirine tamamen entegre edilmesi konusunda destek verildi. Bakanların toplantı sonucunda yaptığı açıklamada, karayollarının doygunluğa ulaşması ve çevre kirliliğinin alternatif taşımacılık yöntemlerinin kullanılmasını gerekli kıldığı vurgulandı. Konsey’de ayrıca Belçika Dönem Başkanlığı tarafından sunulan ve engellerin bulunmadığı bir deniz yolu oluşturulmasını amaçlayan “mavi kemer” (blue belt) önerisi de kabul edildi. Söz konusu proje, teknolojik kaynakların kombine edilmesi ve eşgüdümünün sağlanması ve deniz trafiğinin gözetimi suretiyle gemilerin serbest dolaşımının sağlanması ve idari formalitelerin önemli oranda azaltılmasını amaçlamaktadır. Mavi kemer projesinin daha sonra gemiler için idari, teknolojik ve fiziki yardımların liman ve gümrük yetkililerince hazır bulundurulduğu bir sistem olan mavi hat (blue line) projesine eklemlenmesi planlanmaktadır. Bu kapsamda Konsey; Avrupa Komisyonu ve Avrupa Deniz Emniyeti Ajansı (EMSA) tarafından birlikte yürütülen pilot projelerin başlatılmasına yönelik desteğini yinelemiştir. Konsey, ayrıca planlanan deniz otoyolları ve çok yönlü taşımacılık sistemlerinde daha iyi eşgüdümün sağlaması ve kısa mesafe gemicilik ile demiryolları ve uygun suyolları seferleri arasındaki bağlantıların güçlendirilmesi çağrısında bulunmuştur. Yunanistan denizadamları düzenlemeleri çerçevesinde resmi uyarı aldı 26 Kasım 2010 tarihinde Avrupa Komisyonu, Yunanistan’a denizadamları hakkındaki Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın 2009 tarihli resmi kararına uyması için çağrıda bulunan resmi uyarı mektubunu yolladı. Avrupa Birliği Adalet Divanı, 9 Kasım 2009 tarihinde Yunan olmayan AB vatandaşlarının Yunan bayrağı taşıyan gemilerde kaptanlık veya ikinci kaptan görevlerine gelmelerini yasaklayan yönergelerin AB’nin işçilerin serbest dolaşımına ilişkin kurallarına uygun olmadığı kararına varmıştı. Yunanlı yetkililer bahse konu kuralları incelemeye başlamış ancak bir karara varamamışlardı. Yunanistan’ın bahse konu kurallara uymaması halinde, Avrupa Komisyonu, konuyu Avrupa Birliği Adalet Divanı’na sevk edebilir. Avrupa Komisyonu Yunanistan’ın “Hellenic Shipyards” tersanesine ilişkin teklifini kabul etti Avrupa Komisyonu, 2008 yılında aldığı karar ile Yunanistan’ın, “Hellenic Shipyards” (HSY) tersanesine sivil gemi üretimi için aktardığı 539 milyon Euro tutarındaki çeşitli teminat ve yasadışı yardımların durdurulmasını talep etmiş ve bunun üzerine Yunanistan, söz konusu kararın yerine getirilmesi üzere kendi taahhüt teklifini hazırlamıştı. Komisyon Yunanistan’ın hazırlamış olduğu teklifi 1 Aralık 2010 tarihinde resmen kabul etti. Yunanistan verdiği teklif kapsamında, artık genel olarak askeri gemi üreten HSY faaliyetlerinin ulusal çıkarlar aleyhine etkilenmemesini istiyor. Bu kapsamda, Yunanistan HSY’ye verilen birçok garantiyi durdurmayı ve HSY’nin kullandığı devlet yardımlarının bir kısmını donanma dışı varlıkların satışından elde edilecek gelir ile geri ödemeyi taahhüt ediyor. Verilen devlet yardımlarının tam olarak geri ödenmesi çerçevesinde ise HSY’nin tüm sivil faaliyetlerinin 15 yıl süre ile durdurulmasını öneriyor. Yunanistan’ın teklifini kabul eden Avrupa Komisyonu, verilen taahhütlerin, kapasite fazlasından etkilenen bir sektörde geçmişte yaşanan ve tekrarlan rekabet ihlallerine çözüm arayışı olduğunu belirtti. AB açık deniz sondajında 2011 yılında yeni düzenlemeler getiriyor Meksika Körfezi’nde geçtiğimiz Nisan ayında gerçekleşen petrol sızıntısı felaketinin ardından Avrupa Birliği bu konuda yeni önlemler tesis etmek üzere yıl içinde çalışmalara başlamıştı. Derin sularda petrol ve doğalgaz sondajına ilişkin çalışmaların geçici bir süre durdurulmasına ilişkin bir moratoryum yayımlanmasını önermeyen Avrupa Komisyonu, geçen ay bu alanda yasaların yeniden düzenlenmesi çerçevesinde “açık denizde petrol ve doğalgaz faaliyetlerinin zorlukları ile mücadele” konulu bir tebliğ yayımlamıştı. Aralık ayı başında konuyu görüşen AB enerji bakanları, Avrupa Komisyonu’nun görüşünü destekleyerek güvenlik, çevre koruması, denizcilik emniyeti ve acil durumlar çerçevesinde hazır bulunma ve müdahale konusunda önlemlerin azami düzeye çıkarılmasını öngördü. Bu kapsamda, Konsey, Avrupa Komisyonu’nun 2011 yılında bu konuda bir yasa teklifi sunmasını talep etti. AB’nin yeni Ticaret Stratejisi Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’nin (AB) hizmet, yatırım, kamu alımları ve hammadde pazarlarına erişimini güçlendirecek için yeni Ticaret Stratejisini Kasım ayında açıkladı. Avrupa Komisyonu’nun ticaretten sorumlu Üyesi Karel De Gucht tarafından açıklanan yeni strateji aşağıdaki unsurları kapsıyor: •Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) nezdindeki Doha ticaret görüşmelerinin 2012 yılına kadar tamamlanması: AB ile Kanada gibi gelişmiş ekonomiler ve Hindistan, Mercosur (Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay) gibi gelişmekte olan ekonomiler, ASEAN Grubu ekonomileri (Singapur, Vietnam ve Malezya), Ukrayna ve Körfez İşbirliği Konseyi arasında ikili ticaret anlaşmaları imzalanması; •ABD, Japonya, Çin ve Rusya gibi stratejik ortaklar ile ticari ilişkilerin derinleştirilmesi: özellikle ABD ve Japonya özelinde tarife dışı engellerin ortadan kaldırılması, kamu alımları pazarlarının serbestleştirilmesi, fikri mülkiyet haklarının daha iyi korunması ve ham maddeye erişimin sağlanması; •AB ve Avrupa şirketleri bünyesinde ticarete ilişkin istihdam fırsatlarının arttırılması: Çin başta olmak üzere gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kamu alımları pazarlarına karşılıklı kolay erişimin temin edilmesi; •Doğrudan yabancı yatırımlarında; Kanada, Singapur, Hindistan ve Çin gibi anahtar ortaklar ile görüşmelerin bir an önce başlatılabilmesi için ilgili AB politikasının AB Bakanları Konseyi ve Avrupa Parlamentosu tarafından karara bağlanması; •Küresel adil ticaretin ve bu kapsamda AB haklarının korunmasının temin edilmesi: Üçüncü pazarlara erişim için mevcut stratejinin genişletilmesi, ticaret engellerinin tespit edilmesi ve yıllık bir rapor hazırlanması, Sahteciliğe karşı Ticaret Anlaşması’nın (ACTA) tamamlanması ve AB dışında fikri mülkiyet haklarının korunmasına ilişkin uygulama stratejisinin gözden geçirilmesi; •AB’nin gelişmekte olan ülkeler için genelleştirilmiş tercihler sisteminin güncellenmesi çerçevesinde taslak bir yasa hazırlanması. AB ortak KDV sistemi için istişare süreci başlatıldı Avrupa Komisyonu, Birlik nezdinde uygulanan katma değer vergisi (KDV) sistemin yeniden düzenlenmesi çerçevesinde konu ile ilgili ortakların görüşünü almak üzere istişare süreci başlattı. 1 Aralık tarihinden 31 Mayıs 2011 tarihine kadar devam edecek istişare dönemi çerçevesinde; özellikle tüketici, iş dünyası ve vergi kurumlarının görüşünün alınması ve Komisyon’un bu doğrultuda 2011 yılı sonunda bir yasa teklifi hazırlaması bekleniyor. 1960’lı yıllardan beri yürürlükte olan mevcut AB KDV sisteminin değiştirilmesi ve ortak bir sistemin tesis edilmesi kapsamında üye devletlerin öncelikle birçok zorlu konuda uzlaşı sağlaması gerekiyor. Buna göre, AB üye devletlerinin; •Ürün veya hizmetin, vergi amacı ile çıktığı ülkede mi yoksa satıldığı ülkede mi vergilendirileceği konusunda uzlaşı sağlaması ve •AB üye ülkeleri arasında halihazırda %15 ila %25 arasında değişen standart KDV bedellerinin uyumlaştırılması ve indirimli KDV şemalarının basitleştirilmesi için çözüm bulması gerekiyor. Avrupa Komisyonu, konu hakkında hazırladığı Yeşil Kitapta, tüm mal ve hizmetler için AB genelinde tek bir KDV oranının uygulanmasını ve indirimli KDV oranlarından büyük ölçüde kaçınılmasını öneriyor. Komisyon, sahtekârlığın önlenmesi için ise AB nezdinde bir KDV otoritesinin oluşturulmasını istiyor. AB, Karadeniz’de kalkan ve sardalye avlanma limitleri konusunda anlaşmaya vardı Avrupa Birliği üye devletlerinin balıkçılıktan sorumlu bakanları, 13-14 Aralık tarihinde Brüksel’de düzenlenen toplantılarda, Karadeniz’de kalkan ve sardalye balığı avına ilişkin 2011 yılı toplam izin verilen av miktarı ve kotaları konusunda anlaşmaya vardı. Söz konusu toplantı sonucunda prensipte anlaşmaya varan AB üye devletleri, Karadeniz’deki sardalye balığı stokunun kıyı ülkeler tarafından doğal olarak paylaşımını sağlayan, geçmiş avlanma oranları uyarınca bir paylaşım öngörüyor. Karadeniz’de halihazırda bölgesel balıkçılık yönetim sistemi bulunmuyor, bununla birlikte Avrupa Komisyonu, sürdürülebilir balıkçılığın temin edilmesi için Karadeniz’de çok taraflı bir yönetim sistemi tesis etmeyi istiyor. Bu kapsamda, üye devletler arasında söz konusu uzlaşı Avrupa Birliği’nin Türkiye ve Rusya gibi diğer kıyı ülkeler ile uluslararası platformda gerçekleştireceği görüşmeler için zemin teşkil ediyor. Varılan uzlaşıya uyarınca; AB üye devletleri, Karadeniz’de her iki tür balık için toplam izin verilen av miktarını %10 indirmeyi öngörüyor. Bu kapsamda bir uluslararası anlaşmanın imzalanması halinde; AB üye devletleri tarafından Karadeniz’de avlanabilecek kalkan balığı gramajı en fazla 86,4 ton olurken, sardalyede, AB için azami av sınırı ise 11,475 ton olarak tespit edilecek. Buna göre; Bulgaristan 8.032,5 ton ile hasadın %70’ini; Romanya ise 3442,5 ton ile hasadın %30’unu gerçekleştirecek. 2011 yılında ton balıklarının kotası %5 azaltılacak Atlantik Ton Balıklarının Korunmasına ilişkin Uluslararası Komisyon (ICCAT) 27 Kasım tarihinde ton balıklarının izin verilen avlanma miktarının %5 oranında azaltılması kararını aldı. Ayrıca, ICCAT’ye taraf olan 48 devlet, bazı köpek balığı türlerinin de korunması için bir takım önlemler alınması konusunda uzlaşıya vardı. Gelecek yılda ton balığı kotası geçtiğimiz seneden 600 ton az olmak üzere 12.900 ton olarak belirlenmiştir. Birçok sivil toplum kuruluşunun balıkların yumurtlama alanlarını koruyucu önlemler alınmaması nedeniyle eleştirdiği kota, Balıkçılıktan sorumlu Komisyon Üyesi Maria Damanaki ve 2007 yılında balıkçılık kotasını aşan tek ülke olan Fransa’nın Balıkçılıktan sorumlu Bakanı Bruno Le Maire tarafından olumlu karşılanmıştır. ICCAT ayrıca, ton balıklarının av miktarını elektronik olarak kayda alan bir sistemin oluşturulmasını önermiştir. Bu yolla denetimlerin basitleştirilmesi ve izlenebilirliğin sağlanması hedefleniyor. Son olarak toplantıda deniz kaplumbağalarının kasıt dışı yakalanmasını engelleme amacında olan bir dizi önlemi içeren öneri de kabul edilmiştir. Avrupa Komisyonu balık satışları için yönlendirme fiyatı önerdi Avrupa Komisyonu 2011 yılında alabalık türleri için %1 ila %3 arasında fiyat düşüşü gerçekleştirilmesi önerisinde bulundu. Derin denizlerde yaşayan uskumru balığı, İspanya uskumrusu ve orkinos balıklarının fiyatlarında %1 ila %2 arasında bir artış, ringa balığı, sardalye, ançüez gibi balıklarda ise %0,5 ve %2 oranında düşüş önerildi. Dondurulmuş ürünlerde ise berlam balığı (hake), kılıçbalığı fiyatlarında %1 ila %2 arasında bir fiyat artışı, mercan balığı, mürekkep balığı ve karides fiyatlarında ise %1 ila %3 arasında bir indirim gerçekleştirilmesi öngörüldü. Ayrıca Komisyon önerisinde Birlik üreticilerinin ton balığı ürünlerinin fiyatında %2 oranında bir azalış da yer aldı. Öneri çerçevesinde Komisyon tarafından sunulan yönlendirme fiyatları söz konusu piyasa için referans niteliği taşıyor. Derin denizler için balık kotaları belirlendi AB Balıkçılık Bakanları derin denizlerde balıkçılığa ilişkin olarak kotaları ve toplam izin verilen avlanma miktarını oybirliği ile 29 Kasım tarihinde belirledi. Ayrıca, Bakanlar, hakkında çok az bilimsel veriye sahip olunan korunmasız türlerin avlanmasını 2011 ve 2012 yıllarında arttırmamaya karar verdi. “Coryphaenoides rupestris” (roundnose grenadier) balığının avlanma oranını iki yıl boyunca %25 oranında azaltmayı, siyah çatal kuyruk balığının (black scabbardfish) avlanma oranını ise %15 oranında azaltma kararı aldı. Balıkçılıktan sorumlu Komisyon üyesi Maria Damanaki alınan kararların ardından yaptığı açıklamada derin denizlerde yaşayan türlere ilişkin daha fazla bilgi edinmek ve bu türlerin avlanmasına yönelik doğru kararlar alabilmek için girişim başlatılacağını ifade etmiş ayrıca, 2012 yılından itibaren derin denizlerde yaşayan köpek balıklarının avlanmasına izin verilmeyeceğini belirtmiştir. Avrupa Balıkçılık Teknoloji Platformu (EFTP) ilk toplantısını gerçekleştirdi Balıkçılık alanındaki paydaşların, konu hakkındaki bilimsel araştırmaların sonuçlarına daha kolay bir şekilde ulaşmalarını hedefleyen Avrupa Balıkçılık Teknoloji Platformu (EFTP) ilk toplantısını 24 Kasım 2010 tarihinde gerçekleştirdi. Platform Yönetim Kurulu üyelerinin belirlendiği toplantıda, Avrupa Birliği Balıkçılık İşletmeleri Ulusal Organizasyonu Birliği’nin başkanlığını 2009 yılı Temmuz ayından beri yürütmekte olan İspanyol Javier Garat da iki yıllığına EFTP Yönetim Kurulu Başkanlığı görevine seçildi. Baltık Denizi’nde balık avlanmasına ilişkin kotalar resmen kabul edildi 2011 yılı için Baltık Denizi’nde avlanabilecek balık kotaları resmen onaylandı. AB Bakanlar Konseyi 2011 yılında Baltık Denizi’nde balıkçılık olanaklarına ilişkin Yönetmeliği oybirliği ile resmen kabul etti. Avrupa Balıkçılık Bakanları geçtiğimiz Ekim ayında Baltık Denizi’nde avlanan ringa balıklarının kotasını en fazla %30 oranında azaltmaya, çaça balıklarının kotasını %24 düşürmeye, somon balıklarının kotasını %15’ten fazla azaltmaya ve morina balığının kotasını ise Doğu Baltık Denizi’nde %15, Batı Baltık Denizinde ise %6 oranında arttırmaya karar vermişti. Baltık Denizi’nde balıkların tutulduktan sonra denize atılmasına yasak geldi 23 Kasım 2010 tarihinde Avrupa Parlamentosu, Baltık Denizi ve” the Belts and the Sound” bölgesinde tutulan balıkların denize geri atılmasını yasaklayan bir önergeye onay verdi. Söz konusu önerge uyarınca, balıkçılar, tuttukları tüm balıkları denize atmadan karaya getirmekle yükümlü olmaktadır. Söz konusu önerge aynı zamanda pisi balığı ile dişi kalkan balık filolarına ilişkin de çeşitli kısıtlamalar getiriyor. Avrupa Komisyonu Balıkçılıktan sorumlu Üyesi Maria Damanaki yaptığı açıklamada, tutulan balıkların denize geri atılmasını engellemek için ortak balıkçılık politikası aracılığıyla çözüm arayışında olduklarını ifade etti. Avrupa Birliği’nde balık çiftlikleri için yeni karar Balık çiftliklerinde yabancı veya mahalli ölçekte kayıp olan türlerin kullanımına ilişkin belge, Avrupa Parlamentosu’nda oy çokluğuyla kabul edildi. Avrupa Parlamentosu’nun ilk okumada onay verdiği bahse konu raporda, Avrupa Komisyonu, kapalı su ürünü tesislerinin kullanımını da ilgilendiren balık çiftliklerinde yabancı türlerin getirilmesi ve yerlerinin değiştirilmesinin izne tabii olma zorunluluğunun kaldırılmasını öneriyor. Kabul edilen değişiklik, AB Bakanlar Konseyi’nde onaylanan anlaşma şartları ile örtüşüyor. Avrupa Birliği’nde uzun vadeli balıkçılık idari planları hakkındaki anlaşmazlık Avrupa Birliği (AB) üye devletleri arasında uzlaşı sağlanamayan, Biscay Körfezi’nde tutulan ançüez ve istavrit türleri için uzun vadeli idari planlara ilişkin Komisyon önerisi, Avrupa Parlamentosu tarafından bazı değişiklikler ile 23 Kasım 2010 tarihinde kabul edildi. Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karar uyarınca, ançüez için izin verilen toplam avlanma miktarı her sene avlanma mevsiminin başlamasından önce, mevcut yumurtlama alanlarındaki biyokütleye göre belirlenecek. Balıkçılık için Bilimsel, Teknik ve Ekonomik Komitesi STECF’nin mevcut yumurtlama alanlarındaki biyokütleye dair bir değerlendirme sunamaması durumunda ise, izin verilen toplam avlanma miktarı ya azaltılacak veya bir önceki sene ile aynı seviyede tutulacak. Aynı zamanda izin verilen toplam avlanma miktarı %25 oranını geçmeyecek. Avrupa Komisyonu, yasa üzerinde AP’nin gerçekleştirdiği değişiklikleri onaylamadığını belirterek istavrit için izin verilen toplam avlanma miktarının esnek hale getirilmesini tavsiye etmektedir. Kararın yasalaşması için Konsey tarafından kabul edilmesi gerekiyor. Bununla birlikte, bazı balık türlerinin stoklarının iyileştirilmesine yönelik uzun vadeli planlar konusunda AB üye devletleri arasında anlaşma sağlanamamış olması uygulamayı engellemektedir. Avrupa Komisyonu’nun Balıkçılıktan sorumlu Üyesi Maria Damanaki, konu hakkında yaptığı açıklamada kurumlar arasında yaşanan anlaşmazlığın çözüme kavuşturulması gerektiğini, zira uzun vadeli balıkçılık idari planlarının balıkçılığın geleceği için önemli olduğunu ifade etmiştir. Tropik ton balığının korunması için AB Batı ve Orta Pasifik Balıkçılık Komisyonu’ndan istediği sonucu alamadı Avrupa Komisyonu, Batı ve Orta Pasifik Balıkçılık Komisyonu (WCPFC) tarafından, 6-10 Aralık tarihlerinde Honolulu’da düzenlenen görüşmelerde, tropikal orkinos balığının sürdürülebilir yönetimine ilişkin yeni ve etkin bir karar alınamaması çerçevesinde üzüntü duyduğunu açıkladı. Tropikal orkinosun sürdürülebilir yönetimi kapsamında, balık toplama cihazlarının kullanım süresini kısıtlayan mevcut uygulamanın yeterli olmadığını savunan AB, her sene gırgır ağı avcılığının üç ay için durdurulmasını önerdi. AB, söz konusu yöntemin kontrol ve izlenmesinin daha kolay olduğunu savunuyor. Bununla birlikte, 2011 yılı için tesis edilmesi önerilen teklif, WCPFC Komisyon üyeleri tarafından kabul görmedi. AB, aynı şekilde, yeni bir yönetim sistemi tesis edilene kadar söz konusu balık stokunda avlanma yasağı öngören Japonya’nın önerisini destekledi. Fakat, WCPFC Komisyonu’na üye diğer Pasifik ülkelerinin buna karşılık, özellikle Doğu Açık Denizler olmak üzere tüm açık denizlerin söz konusu balıkçılığa kapatılmasını önermesi karşısında AB, bilimsel olarak balık ölümlerinde bir azalma yaratmayacağı gerekçesi ile öneriye karşı çıktı. Avrupa Komisyonu, stokların korunması için sürdürülebilir ve bilimsel veriye dayanan bir yönetim sistemi oluşturulamaması kapsamında komisyonu eleştirmekle birlikte, tehlike altındaki söz konusu balık stoklarının korunması çerçevesinde uluslararası bir yönetim sistemi oluşturulması için WCPFC ile çalışmaya devam edeceğini belirtti. 2011 yılında Kota Değişimi için Norveç ile AB arasında anlaşmaya varıldı AB ile Norveç arasında gerçekleştirilen görüşmeler sonunda 2011 yılında balıkçılık kotalarının değişimi ve Kuzey Denizi’nde ortaklaşa belirlenmiş balık avı kotası üzerinde anlaşmaya varıldı. Toplam izin verilen avlanma kotasında varılan anlaşmaya göre, Kuzey Denizi’nde 2011 yılında mezgit balığı kotasında %15 artış, ringa balığı kotasında %21 artış, morina balığı kotasında %20 düşüş ve kömür balığı kotasında %13 düşüş öngörülmüştür. AB balıkçı tekneleri Norveç sularında bazı türleri avlayabilecek; Norveç menşeli gemiler ise AB sularında balıkçılık yapabileceklerdir. AB Komor Adaları ile Balıkçılık Anlaşmasını yeniledi ancak Şili ile uzlaşamadı 29 Kasım tarihinde Avrupa Birliği (AB) Bakanlar Konseyi, Komor Adaları ile AB arasında bu yılın sonunda yürürlükten kalkacak olan balıkçılık anlaşmasının 3 yıl için yenilenmesine karar verdi. Bu kapsamda AB’nin Komor Adaları’na ödeyeceği yıllık bedel 615.250 Euro olarak belirlendi. Ancak Şili ile gerçekleştirilen kılıç balığı anlaşması reddedildi. Avrupa Parlamentosu Balıkçılık Komitesi Şili ile gerçekleştirilen Güney Doğu Pasifik’te balıkçılık ve kılıçbalığının korunmasına ilişkin anlaşmayı reddetti ve söz konusu antlaşmanın yeniden müzakere edilerek Şili’nin uluslararası hukuka uygun hareket etmesinin sağlanmasını talep etti. Avrupa Birliği ile Solomon Adaları arasındaki anlaşma yenilendi 23 Kasım 2010 tarihinde Avrupa Parlamentosu (AP), Avrupa Birliği ve Solomon Adaları arasında balıkçılık alanında işbirligi anlaşmasını yeniden oluşturan metni kabul ederek, taraflar arasındaki anlaşmayı 2009 yılının Ekim ayından 2012 yılının Ekim ayına dek 3 yıl uzattı. Söz konusu anlaşma üç İspanyol ve bir Fransız balıkçı gemisine Solomon Adaları’nda yılda 4000 tonluk ton balığı tutmaya izin vermektedir. Buna karşılık Avrupa Birliği, bahse konu ülkenin ilgili yetkililerine yılda 400,000 Euro tutarında bir ödeme yapacaktır. Bilgilerinize arz ve rica ederiz. Saygılarımızla, Murat TUNCER Genel Sekreter Dağıtım: Bilgi: Gereği - YK Başkan ve Üyeleri Tüm Üyelerimiz (Web)